Bilgi ve kültür edinmek konusunda belirli hedefler koymak, istediğimiz amaca ertesi gün ulaşacağımızı düşünmekten çok daha gerçekçi olmaktadır.

Bir Konuda Kültür Edinmek Üzerine

Birçok kez üzerine düşündüğüm, çevremdeki insanlarla da konuştuğum bir mesele, bir arkadaş sorusuyla tekrar aklıma geldi. Arkadaşımız müzik kültürü olmadığından, belli bir sanatçıya-gruba-müzik türüne hayranlık beslemediğinden, bunun eksikliğini hayatında sık sık hissettiğinden bahsetmişti. Bunun ayıp olup-olmadığına dair de bir iç sorgulamaya girmiş ve bunu bizlerle paylaşmıştı.

Kültürel birikim (ki sanat bunların arasında başı çektiği için, bundan sonra kendinden bu şekilde bahsedeceğim) konusunda duyarsız bir çevrede yaşıyorsak ve belli başlı reflekslerimizle bunun ihtiyacını çekiyorsak eğer, maalesef işimiz pek kolay değil. Zira pek çok insanın kulağında “sanat sepet işleri”, “kültür dediğin nedir ki mantarda da var” gibi basit, pek çoğumuzu da güldürmeyecek espriler çokça yer etmiş durumda. Davulcuya veya zurnacıya kızı kaçana ne dendiğini ise sanırım hepimiz biliyoruz.

Bir konuda, özellikle de bu konu sanatla ilgiliyse, belirli bir süre içinde kazanacağınız bilgiyi belirlemek gerçekten zor. Çünkü sanatın içinde bulunan tüm dallar (resim, tiyatro, müzik, edebiyat vs.) sürekli yeni gelişmelere gebe ve belli bir oranda takibi, ilgili olmayı gerektiriyor. Bu yazıda da kültür edinmek konusundaki refleksi nasıl kazanabileceğimiz üzerine, kendi deneyimlerime dayanarak birkaç öneride bulunmak istiyorum.

Bir Konuda Kültür Edinmek Hayatımıza Neler Katar?

Aklıma gelenleri sayacak olursam, sinema, tiyatro ve resim kültürümün yok denilecek bir seviyede olduğuna inanıyorum ve her birinin eksikliğini ayrı ayrı hissediyorum. Eksiklik duymamın sebepleri çok çeşitli ancak en önemli sebebi bunların ilgi alanlarım olan sosyal bilimlerle doğrudan bağlantılarının bulunması. Örnek verecek olursam: bir resim üzerine yorum yapabilmek veya o resimde baskın olarak yer alan sanatsal akımlar üzerine bilgi sahibi olarak, o dönem yaşanan tarihi gelişmeleri de birikimime katmanız işten bile değildir. Yahut sinema filmindeki belli başlı ürün vurguları, çekim teknikleri, yönetmenin takdiri olan kimi ufak ayrıntılar bize dönemin reklam endüstrisinden, insanların genel ruh haline kadar pek çok fikir verebilir. Tiyatro da benzer şekilde, yazıldığı dönemin çoğu özelliğini yansıtır. Yansıtmıyorsa bile, bu da bizlere dönemin apolitikliği üzerine bir fikir verir.

Belli bir konuda bilgi edinememizin en önemli sebeplerinden birisi üzerinde ısrar etmemek veya hedefi çok yükseğe koyarak, hemen oluvereceğini düşünmek. Herkesçe bilinen, sosyal ortamlarda az çok konuşulabilecek anlamlı filmleri dahi izlemeden abartılı sanat filmlerini analiz etmeye çalışmak ve doğal olarak da becerememek buna iyi bir örnek olabilir. Yahut bir dili öğrenmenin başlangıç seviyesinde bulunurken, o dilin en kuvvetli şairinin şiirlerini okumaya heves etmek ve yapamayınca da dili öğrenmekten soğumak.

Zamana Yayarak Hobi Edinmek: Bağlama Çalma Hikayem

Ben bilgi birikimini zaman isteyen bir iş olarak görüyor ve aceleci tavırlardan, kolayca bıkmalardan kendimi uzak tutmaya çalışıyorum. Kendimden bir örnek vermem gerekirse eğer: lise yıllarımda halk müziğini kendime yakın görmüş ve diğer müzik türleriyle arama belli bir mesafe koyarak bol bol türkü dinlemeye başlamıştım. Öncelikle çok fazla dinlenen-bilinen kişilerin albümleriyle, onların neler yaptıklarıyla ilgilenmeye başladım. Konuyla ilgili Internet’ten pek çok yazı okudum, röportajlar takip ettim. Yeni çıkacak albümleri öğrendim, yaşadığım şehre gelen ve katılma imkanımın olduğu konserleri bularak bunlara katıldım. Sonrasında ise yaklaşık olarak bir sene devam ettiğim gitar kursumu bırakmam gerektiğini, çünkü kurs esnasında öğrenmem gereken parçalardan ziyade, daha farklı eserler üzerine uğraşmak ve onları çalabilmek istediğimi farkettim. Böylelikle yolum bağlamayla kesişti. Az çok bende olduğuna inandığım müzik kulağımın, hocamın çok iyi olmasının ve halk müziğini sevmemin de bütün avantajlarını kullanarak, çeşitli aralar versem de 4 sene boyunca kursa devam ettim ve hem keyifle icra edebildiğim bir hobiye, hem de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilmiş, geçerliliği olan bir sertifikaya sahip oldum. Bu sertifika ile çeşitli mekanlarda öğreticilik yapma imkanım bulunsa da, bunun için hazır olduğumu hissetmiyorum, yapmak istediğimin de bu olduğunu sanmıyorum.

Merakımın başlangıcına dönecek olursak: Türkiye’de halk müziği eserlerinin gelişimini, kişileri, bölgeleri ve tavırları anlamam bile en azından 2-3 yılımı almıştı. Hala tam olarak her şeyin oturduğunu, ansiklopedik bilgilere sahip olduğumu söyleyemem, çünkü halk müziği sanılanın aksine çok katmanlı ve uçsuz bucaksız bir kaynaktır. Ancak aşinalığım arttı, artık az çok konu üzerinde düşüncelere, sonuçlara varabiliyorum. Bu benim için tamamen keyfiydi ve yaptığım işten keyif alıyordum, bu yüzden konunun üzerine düştüm ve bu seçtiğim yol beni bir enstrumanı iyi bir şekilde öğrenmeye kadar götürdü.

Sonuç olarak: herhangi bir konuda, yahut birçok konuda bilgi sagibi olmamak bana göre kesinlikle ayıp değil. Ayıp olan bir konuda birikimi varmış gibi gösterip Internet’te tematik bilgi veren kaynakları yarım yamalak okuduktan sonra sohbetlerde caka satmaya kalkanlar. Bu tarz insanlarla konuşurken kendilerini kolaylıkla ele verirler, o yüzden ayrı bir yazı yazmaya gerek olduğunu düşünmüyorum :) sadece uzak durmanızı tavsiye edebilirim, zira ben öyle yapıyorum.

İstediğimiz herhangi bir konuda kendimizi geliştirmekse eğer, bunu bir geç kalmışlık meselesi olarak görmememiz, yarış haline getirmememiz en güzeli. Bırakalım hobilerimiz, ilgi alanlarımız bizi yönlendirsin dursun. Biz sadece onları biraz disipline etmeyi, şekil vermeyi deneyelim. Gerisi gelecektir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>